Okullarımız çocuklarımızın eğitildiği ve terbiye edildiği yerlerdir. Hamur, usta bir aşçının elinde nasıl yoğrulup biçimleniyorsa, nasıl ki heykeltıraş bir taşı bin bir titizlikle şekilden şekle sokuyorsa, çocuklarımız da okullarda benzer süreçlerden geçerler. Ancak bu süreçte yapılacak herhangi bir yanlış, onların narin ruhlarında, her türlü bilgiyi almaya açık dimağlarında ve ürkek yüreklerinde çok derin izler bırakabilir. Diğer yandan çocukları ile ilgili en ufak bir olumsuzluk ihtimalinde dahi yürekleri ağızlarına gelen ebeveynler, güzel kıyafetler ile süsledikleri yavrucaklarını emin ellere teslim ettiklerini bilmek isterler. Ancak her ne kadar “Çocuklar geleceğimizdir” deyip onların üstüne titresek de geleceğimizi emanet edeceğimiz yavrularımızı tehlikelere karşı koruma konusunda çok başarılı değiliz.
Bu kapsamda okul ve okul çevresi güvenliği ile ilgili yapılan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü’nün araştırmasının sonuçları aileler açısından kaygı vericidir. İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, “İlköğretim ve ortaöğretim okullarımızda kantin işletmecileri ve sözleşmeli personelimize yönelik İstanbul genelinde 12.898 kişiyi kapsayan bir GBT (Genel Bilgi Toplama) sorgulaması yapıldı. Sonuçlara göre, emniyette kaydı bulunan 233 kantinci ve sözleşmeli personelden 17’si aranan kişiler listesinde gözüktü” demiştir. Polis tarafından Genel Bilgi Toplama (GBT) kayıtları incelenen kişilerin 9’unun cinsel suçların faili olduğu, bunlardan 5’inin çocuklara yönelik cinsel suçlardan tutuklanmış olduğu saptanmıştır. Bu kişiler, uyuşturucu madde kullanmak, bulundurmak ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmak, cinayet, dolandırıcılık, hırsızlık, terör, resmi belgede sahtecilik, yaralama ve darp, mali kaçakçılık gibi suçlar işlemişlerdir. Yıldız’ın açıklamalarına göre sabıkalı 233 kişinin işten çıkarılması kararlaştırılmıştır.
ODTÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hanife Akar “güvenilir okulun üç temel ayağını” şöyle özetlemektedir: “Öğretmen, yönetici, müstahdem gibi okulda hizmet veren kişilerin tutum ve davranışları; öğrenci okula bu kişilerden endişe duyarak gelmemelidir. Akranlarından bir güvenlik sıkıntısı olmamalı. Fiziksel yapı güvenli olmalı.” Çocukların okulda güvenliği konusunda geniş bir çalışma yapan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), okul güvenliğinin birçok kurumun işbirliği ile sağlanması gereken hassas bir konu olduğunu belirtmiş ve sorumluluk sıralamasını Milli Eğitim Müdürlüğü, RTÜK, Emniyet, Kültür Müdürlüğü, Belediye, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi birçok kurumu içeren geniş listede ortaya koymuştur. Okul ve okul çevresi güvenliği kapsamında hazırlanan bu rapora göre, öğrenci velileri, okul çalışanları, rehber öğretmenler ve güvenlikten sorumlu diğer kurumlarda çalışanlar ile yapılan anket ve mülakatlar sonucunda, USAK’ın temel bulguları özetle şöyle sıralanabilir: Öğrenci velileri, okullardaki güvenlik olaylarında birinci sorumlu olarak polisi değil, okul idarecilerini ve eğitimcilerini görmektedir. Ayrıca okullarda güvenliği sağlamakla görevli şahıs olarak okul özel güvenliği velilerle yapılan görüşmelerde öne çıkmaktadır. Buna ek olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü çocuk şube müdürlüklerinde okullar masasının oluşturulması gerekmektedir. Okul-aile ilişkisinin artırılması çerçevesinde ailelere yönelik eğitim ve gelişim programları düzenlenmelidir.
Dolayısıyla okulun daha güvenli bir ortama çevrilmesi bakımından iki temel yöntem karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın tavsiye ettiği birinci yöntem, okul ve çevresinin kriminal alışkanlık ve davranışlarda bulunanlardan arındırılması, ikincisi ise çocuklarımızın bu tür davranış ve alışkanlık sahiplerine karşı eğitilmesidir. Öğrencilerin kendilerini güvende hissedebilmeleri için fiziksel önlemlerin yanı sıra sosyal önlemlerin de titizlikle ele alınması gerekmektedir. Sorunlu öğrencilerin tespitinde rehber öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. USAK Raporu’nun da ortaya koyduğu sonuca göre polisin okulda görünür kılınması öğrencileri tedirgin eden bir durumdur ve duruma yönelik müdahalelerin ötesinde önleyici güvenlik yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir. Önleyici güvenlik yaklaşımını hayata geçirmek için özellikle okul, rehber öğretmenler ile öğrenciler, okul aile birliği, veliler ve okul yönetimi arasında yakın bir koordinasyonun sağlanması önemle tavsiye edilmektedir. Yapılacak çalışmaların hedef kitleye uygunluğu son derece büyük önem taşımaktadır. Gençler ve çocuklar, önleyici çalışmaların uygulanabildiği en zor kitleyi oluşturmaktadır. Çocuklarımızın okul içerisinde ve çevresinde oluşabilecek kriminal davranışlar karşısında bilinçlendirilmesinin yanı sıra bu bilinçlendirmeyi yapacakların da özel eğitimlerden geçirilmesi, etkin ve verimli hizmet içi kurslara tabi tutulması son derece önemsenmektedir. Nitekim Muammer Yıldız da açıklamalarında kantinciler ve şoförlerin üniversitelerle işbirliği yapılarak eğitimden geçirileceğini belirtmiştir.
Küçük yaştaki çocukların okulda çalışan kantin görevlisi, servis şoförleri gibi hizmetli kişilerle etkileşimi hiç de sınırlı değildir. Konunun yatılı okullar boyutu düşünüldüğünde çok daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması zorunludur. İstanbul Polisi ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu çalışmalarla karşımıza çıkması sorunun çözümü konusunda atılacak adımları toplumca tartışmamızı sağlamıştır. Ancak sorunları halının altına süpürme alışkanlığımızdan kurtulduğumuz sürece çözüm üretebiliriz. Geciktirmenin maliyetinin yüksek olduğu, bir an önce sorunla yüzleşmenin de cesaret gerektirdiği böylesi durumlarda, cesur, bilge, soğukkanlı ve rasyonel hareket eden sorumluluk sahibi yöneticilere, sosyal çalışmacılara ve bilim insanlarına ihtiyaç vardır.
Çocuklarımızın güvenli bir okul ortamında eğitimlerini sürdürebilmeleri kuşkusuz tüm velilerin en önemli isteğidir. Neyin ne kadar güvenli olduğu ve nasıl bir güvenlik anlayışına dayanması gerektiği konusundaki sorular ancak yapılacak bilimsel çalışmalar ile ortaya konulabilir. Aspirin çözümler, palyatif önlemler, tepkisel adımlar belki günü kurtarabilir; ama geleceğe yönelik hiçbir olumlu katkı sağlamaz. Bugün karşılaştığımız ve irkildiğimiz sorunlarımızın, geçmişteki sorunları görmezden gelme yaklaşımımızın mirası olduğu unutulmamalıdır. Bu sorunlardan kurtulmak amacıyla başta Milli Eğitim Bakanı ve müdürlükleri olmak üzere okul ve okul çevresi güvenliği ile ilgili geniş kapsamlı bilimsel çalışmaların yapılması büyük önem arz etmektedir.
Çocuklarımızın okullarda karşı karşıya olduğu riskler karşısında somut, geleceğe yönelik, daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması ve önlemlerin alınması gereklidir. Bu bağlamda, İstanbul Milli Eğitim Müdürü’nün açıklamaları bir başlangıç kabul edilebilir. USAK’ın İstanbul Kent Güvenliği Projesi kapsamında hazırladığı Okul ve Okul Çevresi Güvenliği Raporu’ndaki stratejik planlama, madde bağımlılığı, önleyici tedbirler, polisiye çalışmalar, eğitmen yaklaşımı, sektörler arası işbirliği, okul-aile işbirliği, medyanın sorumluluğu ve çevresel faktörler başlıkları altında getirdiği birçok öneri de önemli bir diğer başlangıç çalışması olarak ilgililere tavsiye edilebilir.
“Çocuklarımız geleceğimizdir” söylemi umarım yalnızca bir ezber değildir. Çocuklarımız, gerçek anlamda yatırım yaptığımız, büyük bir titizlikle işlediğimiz geleceğimizin şaheserleri olmalıdırlar. Bunu şekillendirecek olan bizlerin sorumluluğu çok fazladır. Umarım bu son bulgular bizi telaşa düşürmez, aksine bizi sorunlarımızla yüzleşmeye, çözüm aramaya ve donanımlı heykeltıraşlar olmaya yönlendirir.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!