Şehit babasını kundakta uğurladı
Şehit olan polis memuru için...
Bakan Şahin'i Hiç Böyle Görmediniz
Diyarbakır’da 1 özel harekat polisi...
Allah, insanı yaratırken, kendi çocuğuyla ilgilenmenin zahmetlerine peşin bir zevk vermiştir. Beyin o esnada mutluluk kimyasalları salgılar ve müthiş bir keyif alır. Öyle anneler vardır ki, “İstanbul’daki gece hayatının bütün zevklerini bana verseniz, çocuğumla beraber olmanın yerini tutmaz.” derler.
Kadının yaratılıştan duyarlı ve hassas olmasının onun için musiki adına bir avantaj teşkil ettiğini, bu sebeple de bayanlarda müzik kabiliyeti oranının erkeklerden daha fazla olduğunu söylerler.
Erkekler evliliği fiziksel ihtiyaçlarını giderecek bir beraberlik gibi görürken, kadın psikolojik ihtiyaçlarının karşılanacağını düşünür. Burada erkek, kadının psikolojik ihtiyaçlarını, kadın da erkeğin fizyolojik ihtiyaçlarını anlamalıdır. Özetleyecek olursak, erkeğin cinsel ihtiyacını gidermemek erkeğe, kadının sevilmek ve değer verilmek ihtiyacını umursamamak kadına yönelik bir şiddettir. Şiddet sadece fiziksel bir unsur olarak düşünülmemelidir.
Hâlbuki kadında ‘kendi güzelliğini sergileme’ eğilimi vardır; o,bumdan zevk alır. Erkek ise, kadının güzelliğine bakmaktan haz duyar. Bu davranışlar onların içgüdüsel eğilimidir ve bir şekilde birbirlerini tamamlar, erkeğin kadına ilgi duymasına, onu cinsel obje olarak görmesine sebep olur.
Erkekler duygularını denetleme, kadınlar kendilerini koruma konusunda hassasiyet göstermelidir. Eğer bu sınırlar iyi çizilirse, erkekle kadın arasındaki taciz en aza inecek, kadına karşı bir ayrımcılık yapılmayacaktır. Saldırganlık ve cinsellik, insanın vahşi duygularıdır, kişi bunları eğitmelidir. Aksi halde ne zaman, nerede patlayacağı belli olmaz.
Çağımızda modernitenin bize sunduğu davranış, kişinin biyolojik dürtülerinin ön plana çıkarılmasıdır. Cinsel biyolojik dürtüler içerisinde en heyecan verici olanı, orgazmdır, yani doyumun doruk noktasıdır. Orgazm, insan beyninin morfin benzeri bir madde salgıladığı en harika zevktir. Fakat seks, yaşam sebebi, tek ilgi ve zevk alanı gibi sunulduğu zaman, kişi onu kaybettiğinde yaşam sebebinin ortadan kalktığını düşünecek, çocuğu alınmış anne gibi kendisini gereksiz hissedecektir. Seks insanda böyle bir bağımlılık oluşturduğu zaman, cinsel gücün azalma dönemlerinde büyük bir depresyona girilir. Onun için beyne zevk alanı olarak sadece seks öğretilmemeli; kişiler beyinlerine sanatın, müziğin, seyahatin, çocuklarıyla beraber olmanın zevkini de yerleştirmelidir. Amerikalı feminist yazar Bety Freadman “Bir erkekle güven ve sadakate dayalı bir ilişki içinde olmak beni ne kadar mutlu ederdi…”
Önceki yüzyıllarda fiziksel güç önemli olduğu için, dünya konjonktürü erkeğin egemen olmasını gerektiriyordu. Fakat çağımızda zihinsel güç ön plana çıkınca bu güce ihtiyaç kalmadı. Zihinsel gücün önemi kavranınca kadın ve erkek arasındaki farklılıklar en aza indi. Her iki cins de farklılıklarını koruyacak güçlü iş birliği esasına dayanan ilişkiler geliştirmelidir.
Mesela erkekte poligamik, girişken, seks düşkünü olma ve kadın ruhunu anlayamama, biyolojik bir eğilimdir. Kadında ise bu durum, yuvayı yapan kuş olma, duygusal desteğe erkekten daha çok önem verme ve tek eşliliğe olan eğilim olarak kendisini gösterir.
Kadın beyninde duygusal alanlar gelişkin olduğundan sevgi ihtiyacı erkeğe nazaran birkaç misli daha fazladır. Erkeğin ihtiyacı bir ise, kadının üç-dörttür. Erkeklerin sevgilerini ifade etmemeleri sonucu kadınların, sevilmedikleri hissini fazla yaşamalarından kaynaklanan problemler… Erkek “Zaten seni seviyorum. Bunu yıldızlı laflarla söylemeye ne gerek var?”diye düşünürken, kadın sevilmediğini hissettiğinde erkeği çekmek için daha fazla sevgi verir. Yani sevgi verirken üç koyan kadın erkekten bir beklerse hayal kırıklığına uğramamış olur. Zira erkekler, kadınlara nispeten duygusal bakımdan kör ve sağır sayılabilirler. Böyle bir insan, karşı tarafın hissiyatını anlayamadığı için sevgi ilişkisi kurmakta zorlanır. Yapılması gereken gönül işlerinde erkeklerin gözlerini ve kulaklarını açmaktır.
Annelik duygusu biyolojik, fakat ifade tarzı kültüreldir; yani annelik, öğrenilebilir. Erkekler anne olamadıkları için daha bencildir. Özellikle evlilikte bu, daha da çoğalır. Annelik duygusu içindeki özel zevki tatmadıklarından, bunun insana mutluluk şeklinde geri döndüğünü de farkında olmazlar. Tehlike anında ondaki ilk tepki, çocukları korumaya yöneliktir. Erkeklerde ise aynı tepki, “Ya savaş, ya kaç!” olarak görülür.
Feministlerin çoğunluğu, kadın imajının cinsel merkezli olmasına öncelik vermektedirler. Cinsel özgürlük adına evliliğin kurban edilebileceğini söylerken kadının erkeğe bağımlı olmasının onu değersizleştirdiğini savunmaktadırlar. Öte yandan pornografinin kadını cinsel ve ekonomik yönden sömürmesi umurlarında bile değildir.
Bu eğilimin güçlendiği ortamlarda boşanmalar artmakta, kadının konforu ev dışında arandığından “annelik” duygusu önemsenmemektedir. Ayrıca kadının ileriki yaşlardaki yalnızlığına zemin hazırlanmaktadır. Bu durumda kadın, biyolojik eğilimi gereği yalnızlığa erkeklerden daha tahammülsüz olduğu için daha kolay depresyona girebilmektedir. Ayrıca erkeklerin duygusal, fiziksel ve cinsel şiddetine maruz kaldıkları için ciddi şekilde mutsuz olmaktadırlar. Bu noktada modernizmin, geleneksel ahlak çerçevesinden çıkarak kadının konforunu bozduğu söylenebilir.
Hürriyeti mutlak serbestiyet içinde anlayanlar bilerek veya bilmeyerek, hayvani hürriyetle insanı hürriyeti birbirine karıştırmaktadırlar.
Kadının toplumda bugünkünden daha fazla etkin bir rol alamamasının önünde ki en büyük engel, erkeklerin çıkarcı yaklaşımlarıdır. Pek çok konuda muhtelif düşüncelere sahip olan erkekler, kadınların avantajları olan sahalarda hemen birleşiyorlar. Politikada, şirket yönetiminde ya da toplumda söz sahibi olunacak herhangi bir mevzuda menfaat hesabı yapan ve egemenliği kadına bırakmak isteyen erkeklerin uzlaşısına şahit oluyoruz. Öğrenciliğim esnasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin diğer kliniklerinde kadın ve erkek öğretim üyeleri olduğu halde, kadın-doğum kliniğinde hiç kadın öğretim üyesi yoktu. Bu durum öğrenciler arasında ciddi bir tartışma konusu oldu ve durumun niçin böyle olduğunu hocalarımıza sorduk. “Eğer kadınlara izin verirsek erkekler bu konuda işsiz kalırlar” diyerek bencil bir erkek tavrı ortaya koyduklarını gördük.
Cinsiyet, kadın için eksi puan olmaktan çıkmış ve kendisini iyi yetiştirdiği takdir de istediği alanda faaliyet gösterme imkânı vermiştir. Önümüzde ki yıllarda bilgiyle birlikte duygunun önemi daha iyi anlaşılacak ve bu da kadına sosyal statüsünde farklı başarılar sağlayacaktır.”Duygusal zekâ” kavramından sonra, insanın duygularını yönetip isteklerine dur diyebilmesi için beynin hisle ilgili becerilerini geliştirmesi gerektiği öğrenildi. Bunu da, duygusal zenginlik ihtiva için, en iyi, kadınlar yapabilecek durumdalar. Kadınların sosyal hayatta daha fazla söz sahibi olacakları ve topluma hareketlilik sağlayacakları zamanlar yaklaşıyor.”Cemiyet hayatında önemli kişilerin kadınlardan oluşacağı” beklentisine girmek, yanlış olmayacaktır.
Eskiden erkekler, var olan cinsel dürtülerinden dolayı kendilerini frenleyemiyor ve ‘Kadınlar evden çıkmasın, sokakta dolaşmasın.’düşüncesiyle onları eve hapsediyorlardı. Fakat yaşadığımız dünyada kadın artık eve hapsedilemez. İnsanlık tarihinde bu dönem artık çok geride kalmıştır. Şimdinin çalışma dünyasında kadınla erkek, kaçınılmaz biçimde iç içedir. Burada yapılması gereken, erkeğin ve kadının kendi sınırlarını çizip nefislerini terbiye etmelidir. Tasavvuftaki, ’halk içinde Hak ile beraber olma’ ilkesi yaşama geçirilecektir.
Toplum hayatı içinde cinsel dürtülerini sınırlandırmak, bu ilkenin çağımızdaki açılımı olabilir. Bir erkek bir kadınla çalışıyorsa cinsel konuda kendini sınırlamayı bilmeli, cinsel bir heyecan hissettiği anda o ilişkiye sınır koymayı başarmalıdır. Bundan böyle beynimize, eski çağlardan daha fazla cinsel ölçü ve sınır öğretmememiz gerekir. “Kadınlar dışarı çıkmasın ya da çalışmasın; ben tahrik oluyorum!”diyen erkeklere, “Kendini terbiye et.”denilmelidir. Tabii bu arada kadın da cinselliğin sınırsız bir biçimde sergilemekten kaçınmalıdır.
Toplum kadına bir rol biçer ve kadın bunu sorgular. Buna en büyük örnek, anne ile kızın birbirinden farklı roller üstlenmesi olabilir. Böylece nesiller arası değişimler oluşur. Rol, dinamik bir kavramdır. Sabit değil, gelişkendir. Ana çatısı genlerden oluşsa da kültürden gelen kısmı değişkendir. İnsanlık, rolünü öğrenmeyle ve birikim sonucunda elde eder. Bilginin çok hızlı gelişip değiştiği bu çağda pek çok kültürün 50 sene sonra yok olacağını farz edersek, özellikle kadının toplumdaki rolüyle ilgili sınırları iyi çizmek gerektiğini görürüz. Hatları çizerken de rol kalıplarına takılıp kalmadan rolün değişkenliğini, dinamizmini bilerek hareket etmek icap eder. Burada silinmesi gereken nokta, genlerimizden gelen rol kalıpları dışındakileri değiştirebilecek olmamızdır. Fakat genlerdeki özelliklere ters düşmeyerek, çağın gereklerine uygun ve insanın menfaatini göz ardı etmeyecek şekilde… Çünkü mizacımıza rağmen yaptığımız bir değişiklik, psikolojik doğamıza aykırı olduğundan bir müddet sonra reddedilir. Mesela kadını toplumdaki rolünün, “genetik eğilimleri dikkate alınmadan” değiştirilmesi, ona zarar vermiş ve konforunu bozmuştur. Bu konuda evlilik kurumunun zedelenmesi sonucu kadının mağdur edilerek yalnızlığa itilmesi, ciddi bir problemdir. Böyle bir durumda ödenen bedellerin farkına varılması, bazen 50–60 senelik bir zamanı kapsayabilir.
Buna bir örnekle cevap verecek olursak, bir kadını inşaatta yâda maden ocağında çalıştırmak, onun genlerine saygısızlıktır, kadına yapmakta zorlanacağı işleri yüklemektir. Ama kadın öğretmenlik, hemşirelik gibi, duygularını iyi kullanabileceği ve şefkatini daha çok ortaya koyabileceği alanlarda aktif olması, onun kendini daha rahat ifade etmesine yardımcı olacaktır. Türkiye de kadınlarımız meslek olarak eczacılık ve mimarlık gibi alanları yeğliyorlar. Öğretmenliği tercih edeceklerse bile, edebiyat öğretmenliğini matematik öğretmenliğine nazaran ilk sıralara oturtuyorlar “bu acaba öğrenilmiş davranışımıdır?” diye düşündüğümüzde pek de öyle olmadığını görüyoruz. Mesela 100 sene önce matematik öğretmenliği yapan kadınlar yoktu bütün bunlar şunu gösteriyor: Kadın, farkında olmadan genlerinin emrettiği gibi hareket ediyor ve genetik algoritmasına uygun davranıyor. Yazılım nasıl yönlendiriyorsa ona eğilim gösteriyor. Kadının kişiliği ve bilhassa toplumsal rolü bu şekelde oluşuyor.
Bir kadın hangi durumda daha çok saygı görür? Cinsel kimliğiyle erkekleri baştan çıkardığı zaman mı, yoksa fikirleriyle topluma yön verdiğinde mi? Aslında ideal kadın modeli, bu sorunun cevabında gizlidir. Kadın, sosyal hayatta, düşünceleri ve ürettikleriyle kendisini göstermelidir. Yalnız, unutulmaması gereken nokta, ideal sosyal kimlik olarak kadına yakışan role, toplumun onu teşvik etmesi gerektiğidir. Çünkü erkekle, içgüdüsel zevklerini sürdürmek ve çok kadınla beraber olabilmek için, kadın özgürlüğünü cinsel özgürlük şekline büründürebilirler. Erkeklerin ilgisini çekmek için özel çaba sarf etmesine gerek olmayan kadın, bu oyuna gelmemeye dikkat etmelidir. Kişiliğin oluşumunda cinsel kimlik, ancak %20-30 civarında etkilidir. Kişiliğin %70-80 i, insani özellikler oluşturur. Kimlik oluşumunu teşkil eden unsurların %40 genler, %40 toplumsal öğretiler, %20 lik oranı da kişinin kendine kattığı birikimler sonucu meydana gelir.
Mesela bir futbolcu sahaya çıkıp,”Ben istediğim gibi oynayacağım!” diyemez. Der ise kırmızı kart görür. İşte bunun gibi, insanda “Cinselliğimi ve dürtülerimi canımın istediği gibi yaşayacağım!” dediği zaman kırmızı kart görür. Burada ki kırmızı kartın bedeli toplumsal ilişkilerde ortaya çıkar ve o kimse sosyal hayattan dışlanır. Freudyen akım ise libidinal özgürlükten bahsederek insanların istediklerinde sınırlarını kaldırıp duvarları yıkarak arzularını yaşaması gerektiğini söyler. Bir kimse içgüdüsünün sesini dinlersi,”Cinsellik konusunda sorumsuz davranabilirsin. Bir şey başkasına ait olsa bile eğer onu istiyorsan al!”dediğini duyacaktır. Hâlbuki dürtülerimizden gelen bu fısıldamalar, yani her hevesin tahmin edilmesi özgürlük değildir. Asıl özgürlük, kişinin içgüdülerinden bağımsız olmasıdır. Gerçek hürriyete kavuşmak için, abartılmış cinsel isteklerden ve bencillikten uzak durulması icap eder.
Sosyolog-Aile İçi Şiddeti Önleme Uzmanı
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!